| |
|
|
Makaleler
|
|
Saul Landau
|
|
Cumartesi, 07 Kasım 2009 |
...gerilla savaşçılığından devrimci devlet şefliğine, elli yılı aşkın gerilim altında liderlik adrenali sağanağından sonra çok okunan makaleler yazarak, okuyarak ve torunlar ile bir araya gelerek, rahat bir emekliliğe geçişi başarmak için... Sürücü, Havana’nın batısında, iki bulvarın dolambacında zikzak yaptı. Yemyeşil tropik bitki örtülü bir yola döndü, mütevazı küçük havuzlu, dört yatak odalı bakımlı bir eve. Sekiz ve yirmili yaşlar arasında delikanlılar (torunlar), Kuzey Amerikalı küçük bir grubu beklemekteydi. Aralarında oğlu ve onun eşi Dalia’nın da bulunduğu bazı yaşça büyük kişiler, bizleri selamladılar. Fidel, artık her yerde giydiği koyu mavi spor elbisesi ve kısa kollu açık mavi gömleği ile bizi coşkuyla karşıladı. Saçları ve gri sakalı daha bir seyrekti ama onun altı adımdan daha fazla olan boyu hala ayırt edici özellikteydi. |
|
Devamı...
|
|
|
Güncel Yazı - Yorum
|
|
Ragıp ZARAKOLU
|
|
Perşembe, 20 Ağustos 2009 |
 Sarkis Usta*'yı fiziki olarak yitirdik bugün. Yoldaşım, abim, dostum ve ustam... Ama o hep bizimle olacak, sergilediği ilkeli yaşam örneğiyle, dik duruşuyla. * 40 yıllık bir dostluk, dile kolay. TİP'in aynı Eminönü ilçe örgütünün o asil üyesi, ben aday üyesi, yani çıraktım. İlçede sosyalizm kuramı üzerine seminerler başlamıştı. Temel kitap Politzer'di. Aybar yönetimi bunu engellemeye çalışınca, Sarkis Usta öfke duymuştu. "Bırakın gençler sosyalizmin tarihini ve kuramını öğrensin" diyecekti. |
|
Son Yenileme ( Perşembe, 20 Ağustos 2009 )
|
|
Devamı...
|
|
|
Makaleler
|
|
Kansu YILDIRIM
|
|
Perşembe, 20 Ağustos 2009 |
|
“Pek az iş sisyphos’un işkencesine sonsuza kadar tekrarlanan ev işleri kadar benzer. Temiz olan kirlenir, kirlenen temizlenir, tekrar ve tekrar, gün be gün. Ev kadını, zamanın dışındadır. O hiçbir şey yapmaz; sadece şimdiyi sürükler.” Simon De Beauvoir [1]
Kadınların siyasette özne olmasının zorunluluğu, başta siyaset çevrelerince ve özellikle diğer kadınlarca anlaşılagelen biyolojik cinsiyetlerinin belirlenimini sonucu olduğu yönündeki görüşleri aşan bir durumdur. Sadece biyolojik determinizme indirgenmiş kadın figürünün diğer kadınların yanında yer almasını “kendiliğinden” bir sürece bırakmak başta feminizmi, kadın hareketlerini ve diğer tüm özgürlük ve hak mücadelelerini çeşitli handikaplar içine sürükleyecektir.
|
|
Devamı...
|
|
|
Makaleler
|
|
Aksu BORA
|
|
Pazar, 08 Mart 2009 |
 Türkiye’de 1980 sonrası yükselen feminizm, orta sınıf olmakla çok eleştirildi. Doğruydu, sahiden de feminizm orta sınıf bir hareket olarak başladı. 1980 öncesinde demokratik kitle örgütlerinde, sol örgütlerde yer alan, ama bu örgütlerin tabanından değil, daha çok yönetim kadrolarından gelen kadınların öncülük ettiği bir hareketti. En az iki kuşaktır kentli, iyi eğitimli, Batı dillerindeki yazını izleyebilen kadınlar. Bu kadınların feminizmi keşfetmesinin esas olarak Batılı kaynaklar yoluyla olduğu, kendi hayatlarına buradan baktıkları da çok söylendi. Hareketin radikalliğinin kısmen bu orta sınıflıktan kaynaklandığı eklenebilir bunlara. |
|
Devamı...
|
|
|
Güncel Yazı - Yorum
|
|
Zeynep GÜNEŞ
|
|
Cumartesi, 07 Mart 2009 |
 Burjuva ideolojisinin her alanda etkisini gösterdiği, sözde aydın küçük-burjuvaların “birey olma” sevdasına kapıldıkları 12 Eylül sonrasına, tam bir sınıftan kopuş ve kaçış ideolojisi hakimdi. Kendini bireysel değil toplumsal kurtuluşa adamış binlerce devrimcinin zindanlara gömüldüğü ya da sürgün hayatı yaşamak zorunda kaldığı askeri diktatörlük dönemi ve sonrasında, Türkiye her açıdan en karanlık dönemlerinden birini yaşadı. Tüm dünyayı neoliberalizm rüzgârlarının sardığı bu dönemde, uluslararası arenada da muazzam bir gericilik ve gerileme söz konusuydu. Fakat Türkiye’de yaşanan elbette bunun çok katmerlisiydi. Uygulanan baskı ve sindirme politikası uzun yıllar boyunca şiddetinden hiçbir şey yitirmediği gibi, Kürt ulusal mücadelesinin yükselişiyle daha da arttı. |
|
Devamı...
|
|
|
Güncel Yazı - Yorum
|
|
Ahmet Alpay DİKMEN
|
|
Çarşamba, 04 Mart 2009 |
|
Bugün piknik tüpü almak için tüpçüye gittim. İçeride şöyle bir ortamla karşılaşıyorsunuz: Ortalık pislik içerisinde, oraya buraya yığılmış rengi kaçmış küçüklü büyüklü tüpler. Masanın üzerinde kırık dökük tornavidalar, penseler. Kirli peşkirler, yıkanmamış tabaklar ve içerisinde hala yemek kırıntıları olan alüminyum bir tencere ve dükkanın içine girer girmez burnunuzun direğini sızlatan kesif bir yemek kokusu… Ama, hepsinden önemlisi sürekli yerli dizi gösteren renkli bir televizyon. Herkesin gözü bu televizyonda... Tüpü değiştirirken, parayı alıp para üstü verirken gözler sadece kısacık bir an için televizyondan kaçırılıyor. Para alınıyor, televizyona bir göz atılıyor, para kasaya konuluyor, tekrar televizyona bir göz atılıyor, sonra tekrar kasaya bakıp para üstü aranıyor ve tekrar gözler televizyondaki diziye kayıyor. Sizin yüzünüze bu süreçte bir kez bile bakılmıyor. Aslında, orada o anda dizideki hayat yaşanıyor. Ne o dükkan söz konusu aslında, ne iş ne de müşteri. Tüm bunlar televizyondaki yerli dizileri seyretmek için birer araç. Hayat dizilerde geçiyor. Diziler gerçek hayatı anlamsızlaştırıp kendilerinin ‘gerçek’ olduklarını iddia ediyorlar. Gerçeği alaşağı ediyorlar. Sahte olanı ‘gerçek’ kılıyorlar. Basit hayatların basit anlamları dizilerdeki anlamsızlıklarda anlam buluyor. Dizi dışında yaşanan gerçek, gerçek değil sahte haline dönüşüyor! |
|
Devamı...
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1 - 21 toplam 303 | |


|
|
|