| |
|
|
Makaleler
|
|
Aksu BORA
|
|
Pazar, 08 Mart 2009 |
 Türkiye’de 1980 sonrası yükselen feminizm, orta sınıf olmakla çok eleştirildi. Doğruydu, sahiden de feminizm orta sınıf bir hareket olarak başladı. 1980 öncesinde demokratik kitle örgütlerinde, sol örgütlerde yer alan, ama bu örgütlerin tabanından değil, daha çok yönetim kadrolarından gelen kadınların öncülük ettiği bir hareketti. En az iki kuşaktır kentli, iyi eğitimli, Batı dillerindeki yazını izleyebilen kadınlar. Bu kadınların feminizmi keşfetmesinin esas olarak Batılı kaynaklar yoluyla olduğu, kendi hayatlarına buradan baktıkları da çok söylendi. Hareketin radikalliğinin kısmen bu orta sınıflıktan kaynaklandığı eklenebilir bunlara. |
|
Devamı...
|
|
|
Güncel Yazı - Yorum
|
|
Zeynep GÜNEŞ
|
|
Cumartesi, 07 Mart 2009 |
 Burjuva ideolojisinin her alanda etkisini gösterdiği, sözde aydın küçük-burjuvaların “birey olma” sevdasına kapıldıkları 12 Eylül sonrasına, tam bir sınıftan kopuş ve kaçış ideolojisi hakimdi. Kendini bireysel değil toplumsal kurtuluşa adamış binlerce devrimcinin zindanlara gömüldüğü ya da sürgün hayatı yaşamak zorunda kaldığı askeri diktatörlük dönemi ve sonrasında, Türkiye her açıdan en karanlık dönemlerinden birini yaşadı. Tüm dünyayı neoliberalizm rüzgârlarının sardığı bu dönemde, uluslararası arenada da muazzam bir gericilik ve gerileme söz konusuydu. Fakat Türkiye’de yaşanan elbette bunun çok katmerlisiydi. Uygulanan baskı ve sindirme politikası uzun yıllar boyunca şiddetinden hiçbir şey yitirmediği gibi, Kürt ulusal mücadelesinin yükselişiyle daha da arttı. |
|
Devamı...
|
|
|
Güncel Yazı - Yorum
|
|
Ahmet Alpay DİKMEN
|
|
Çarşamba, 04 Mart 2009 |
|
Bugün piknik tüpü almak için tüpçüye gittim. İçeride şöyle bir ortamla karşılaşıyorsunuz: Ortalık pislik içerisinde, oraya buraya yığılmış rengi kaçmış küçüklü büyüklü tüpler. Masanın üzerinde kırık dökük tornavidalar, penseler. Kirli peşkirler, yıkanmamış tabaklar ve içerisinde hala yemek kırıntıları olan alüminyum bir tencere ve dükkanın içine girer girmez burnunuzun direğini sızlatan kesif bir yemek kokusu… Ama, hepsinden önemlisi sürekli yerli dizi gösteren renkli bir televizyon. Herkesin gözü bu televizyonda... Tüpü değiştirirken, parayı alıp para üstü verirken gözler sadece kısacık bir an için televizyondan kaçırılıyor. Para alınıyor, televizyona bir göz atılıyor, para kasaya konuluyor, tekrar televizyona bir göz atılıyor, sonra tekrar kasaya bakıp para üstü aranıyor ve tekrar gözler televizyondaki diziye kayıyor. Sizin yüzünüze bu süreçte bir kez bile bakılmıyor. Aslında, orada o anda dizideki hayat yaşanıyor. Ne o dükkan söz konusu aslında, ne iş ne de müşteri. Tüm bunlar televizyondaki yerli dizileri seyretmek için birer araç. Hayat dizilerde geçiyor. Diziler gerçek hayatı anlamsızlaştırıp kendilerinin ‘gerçek’ olduklarını iddia ediyorlar. Gerçeği alaşağı ediyorlar. Sahte olanı ‘gerçek’ kılıyorlar. Basit hayatların basit anlamları dizilerdeki anlamsızlıklarda anlam buluyor. Dizi dışında yaşanan gerçek, gerçek değil sahte haline dönüşüyor! |
|
Devamı...
|
|
|
Güncel Yazı - Yorum
|
|
Ulaş Başar GEZGİN
|
|
Çarşamba, 04 Mart 2009 |
|
TÜRKÇEye ‘Milyoner’, ‘Kenar Mahalle İti Milyoner’ ya da ‘Varoş Çocuğu Milyoner’ olarak çevrilen ‘Slumdog Millionaire’ (2008), Hindistan’da Mumbai’nin (gecekondularında bile değil) çöplüklerinde büyüyen Cemal, abisi Selim ve kız arkadaşları Latika’nın öyküsü. Üç koşut öykü, filmde ustalıkla iç içe geçirilmiş: Birinci öyküde, bu üçlünün bugüne gelişlerini görüyoruz. İkinci öyküde, Cemal’in ‘Kim Milyoner Olmak İster?’ izlencesinde tüm soruları bilip son ödüle ulaşma süreci var. Üçüncü öyküde, Cemal’in, son sorudan hemen önce, hile yaptığı savıyla poliste işkenceli sorguya tutuluşu var. Bu üç öykü iç içe geçip filmin sonunda birbirine bağlanıyor. |
|
Devamı...
|
|
|
Güncel Yazı - Yorum
|
|
Kasım AKBAŞ
|
|
Çarşamba, 04 Mart 2009 |
Dünyanın en büyük ekonomileri söz konusu olsa bile kapitalizmde yoksulluğun dizboyu olduğunu öğrendik. Bilmiyor da değildik, aslında… Asya’nın parlayan yıldızı, bilişim-yazılım sektörünün öncüsü, dünyanın ikinci en hızlı büyüyen ekonomisine sahip olan Hindistan’da geleneksel kast ağlarıyla birleşen kapitalizmin yarattığı adaletsizlik, yer yer üçüncü dünyanın diğer kapitalizmlerindeki adaletsizliği dahi aşıyor. Bir milyarın üzerinde bir nüfusa sahip ülkede, nüfusun % 70’i kentlerde yaşıyor. Hindistan ayrıca 500 milyonun üzerinde potansiyel işgücünü de barındırıyor –ki bu rakam, bu alanda da dünya ikincisi olduğunu gösteriyor. Buna rağmen, çalışan nüfusun yalnızca % 12’si sanayi sektöründe çalışıyor. Geçtiğimiz yıl %9’luk bir büyüme hızı yakalayan ülkede, nüfusun % 85’ten fazlası günlük 2,5 dolardan, %75’ten fazlası günlük 2 dolardan, %25’i ise günlük 1 dolardan az kazanıyor. Aslına bakacak olursanız aynı rakamlar, gelişmiş kapitalist merkezler için hem mal hem de işgücü piyasası olan pek çok çevre ülkesinde de geçerli… |
|
Son Yenileme ( Çarşamba, 04 Mart 2009 )
|
|
Devamı...
|
|
|
Güncel Yazı - Yorum
|
|
Mehmet Hasan Atalay
|
|
Pazar, 01 Şubat 2009 |
 Kapitalizmin dünya çapındaki kriziyle ülkemiz yeni sömürge kapitalizminin krizinin çakışmasının sonuçları ortaya çıkıyor. Son 2 aydır başta metal sektörü olmak üzere lastik ve tekstil sektörlerine yayılan işgaller ve direnişler söz konusu. Ancak yerel seçimler süreciyle de çakışan bu hareketlerin sol hareket tarafından kapsanamaması ve bir halk direnişine dönüştürülememesi güncel bir sorun olarak karşımızda.
Bu noktada 29 yıl evvel gerçekleşen Tariş direnişini ve hangi tarihsel koşullarda gerçekleştiğini hatırlamak gerekiyor. Bilindiği gibi 1980 evvelinde Türkiye kapitalizmi derinleşen bir krizle karşı karşıyaydı. Oligarşi krizi aşmak için bir iç savaş politikası izliyor ve faşist baskılarla halkı sindirmeye çalışıyordu. Yine krizini aşmak için dünya kapitalizmine eklemlenmek gerekiyordu. Bu noktada 24 Ocak 1980 kararları gündeme geldi.
Tariş direnişi de tam bu konjonktürde gerçekleşti. Oligarşinin iç savaş politikasına karşı halkın kendiliğinden direniş hareketlerine önderlik eden devrimci hareket, önerdiği direniş komiteleri projesiyle ülke çapında bir direniş cephesi kurmayı amaçlıyordu. “Fatsa, Çeltek, Tariş – Zafere Kadar Direniş” sloganı oluşturulmaya çalışılan direniş cephesi pratiğinin meyvelerini simgeliyordu.
|
|
Devamı...
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1 - 21 toplam 300 | |


|
|
|