 Bugünlerde muhalefetin olduğu her yerde “Bandista”nın seslendirdiği marşları, şarkıları duyuyoruz. Halen solcu olanların, devrimci zamanlardan gelmiş olanların bildikleri marşlar farklı yorumlara muhaliflere eşlik ediyor. Bandista’nın marşları, şarkıları, kulaktan kulağa, üniversitelerde, eylemlerde, internet üzerinden yayıldı. 1 Mayıs’ta yıllar sonra Taksim Alanı’na doğru yürüyenlere Karl Marx’ın ünlü sözünü isim olarak verdikleri “De Te Fabula Narratur-Senin Hikâyeni Anlatıyorlar” albümlerini dağıttıklarında daha da merak uyandırdılar. “Kim bu Bandista”lar diye merak ettik. İşte Bandista’nın hikâyesi... Bandista grubundan 3 müzisyenle buluştuğumuzda daha önce “Barışarock” karşı festivalinde koşuştururken tanıştığımız arkadaşlar olduklarını fark ettik. Klasikleşmiş sorularla hemen grubun kimlerden oluştuğunu, kimin ne enstrüman çaldığını sorduk. Meğer isimlerini söylemiyorlarmış, çünkü 7 kişiden oluşan Bandista’nın kadrosu değişimlere açıkmış ve ortak bir emek ürününü ortaya koydukları için isimlerin önemi yokmuş: “İsimleri kullanmayacağız. Şu anda 7 icracı var. ‘Söyleyecek çok sözümüz var’ dedik, aslında buradan başladı. Ama her şeyden önce bir ihtiyaçtan çıktı. Yani çok fazla biriktirmiştik. Yani halimizin, içinde bulunduğumuz yürüyüşün bir tür ritime ihtiyacı vardı. Evet bu ritimi tutan bir sürü başka grup da var ama daha yürüyüşün içinden gelen belli noktalarda sözünü söylemek isteyen... Eylemse, grevse, yürüyüşse, anmaysa neyse bunun adı...‘Bir eksik cümleyi de biz koyabilelim’ demek isteyen insanların bir araya gelmesiyle başladı her şey...”
Birinin bıraktığı yerden bir diğer Bandistacı alıyor sözü: “Bizi görünce ‘Sizi Barışarock’tan tanıyordum. Şimdi Bandista olarak karşıma çıktınız’ dediniz ya. Bunların aslında hiçbir niteliksel farkı yok. Toplumsal muhalefeti yani en temelde her türlü ayrımcılığa ve her türlü dışlanmaya ve kapitalizmin rekabet ortamına karşı başka bir dünyanın ve kültürün mümkün olduğunu, bunu çok yüksek sesle haykırabilmektir derdimiz.”
Sisteme karşı aynı yerde duruşlarıyla buluşan 7 kişi, Bantista’da gündelik yaşam içinde söylediklerini paylaşmışlar. Bir bütün oluşturmuşlar ve bu bütün içinde herkesin kendini ifade etmesi gerektiğini düşünüyorlar: “Bu da bizim yürüyüşümüzdü. Müzikal bir forma erişti bir süre sonra. Birikim oldu ve onu insanlarla paylaşıyoruz şu an. Bir tarihin içinden geliyoruz, kendi tarihimizi yaşıyoruz ve yazıyoruz. Bir muhalefet, mukavemet âleminin hep birlikte arşınladığı bir yol aslında. Her daim yürüyemiyor olabiliriz, bazen daireler çiziyor olabiliriz. Bazen yürüdüğümüzü unutabiliriz ama biz unutsak bile dünyanın bir yerinde bir noktada birileri hayatta kalabilmek için, sosyal hakları için ya da üzerlerindeki müesses nizamın yarattığı baskıya karşı bir yürüyüş içindeler. Önemli olan o yürüyüşlerin tamamını görebilmek onların seslerini bir araya getirebilmek.”
Bandista’nın müziği devrimci marşlarla başlamış. Tarihe borçlarını öderken tarihi de borçlandırmak istiyorlarmış. Marşları kendi deneyimlerine göre yeniden sökmüşler, parçalamışlar, başka formlara getirmişler: “Ve bizim katkımızı koyduk bu külliyata. Gönül ister ki bizim katkımızdan da birileri alsın parçalasın, bir şey bir araya getirsin. Bandista için isim kullanmama bir gizem yaratmak değil. Burada benim olmam kişisel olarak bir şey değiştirmiyor. Ben şu anda Bandista’nın 7 icracısından biriyim. Bu 7 icracı zamanla değişebilir. Ben içinden geldiğim tarihin sesini çıkartmaya çalışıyorum kendi meşrebimce. Bunun kendimden menkul ve benim muhteşem üretimim olduğunu söyleyemem. Çünkü hepimiz bir yerlerden beslendik. Benim hayatımda bir dostumun, yoldaşımın söylediği şey bir sürü şeyi değiştirebiliyor. Ya da Sabah gazetesinde, ATV’de grevcilerin koyduğu bir eylem bir sürü şeyi değişterebiliyor. Bu öğrendiklerimi de kendi formumda sunduğumda bu benim kişisel üretimim değil. Herhangi biri konuşuyor şu anda. Bandista şarkılarına eşlik eden herhangi biri konuşuyor.”
Müzik marketlerde satılmıyor
Bandista’nın müzikleri marketlerde satılmıyor ve “Postalayıp ço-ğaltın ve dağıtın” diyorlar. Yani copyrigt değil copyleft. İnternetten www.tayfabanrista.org sitesinden indirilip dinlenebiliyor: “Burada bir nota basıyorsam bu notayı benden önce Mick Jagger da basmış olabilir, Bach da basmış olabilir. Kendi uhrevi yeteneklerimde müzik yapabiliyorum diye bir şey yok. O noktada sonsuzca çoğaltılabilir, sonsuzca dağıtılabilir, ancak her kim ki bunu ticari emellerine alet eder ve bunu kopyalamaktan ve dağıtmaktan alıkoyar, açık olan bu kaynağı kapatmaya çalışır, o zaman bunun bir üreticisi olduğunu hatırlamak zorundadır. Zaten açık bir kaynakla erişilebilir olduğu zaman, insanların ücretsiz bir şekilde ulaştığı zaman kapitalizm işlemez olacaktır.”
AKORDEON, BUZUKİ
Bandista şarkılarında akerdeon, buzuki, klarnet, saksofon, trampet, bas gitar, gitar kullanıyor. Su şişesinden alkışlara kadar birçok sesi bu müzikal kolaj içinde kullanmışlar: “Hep beraber söylemedikçe şarkıların anlamı azalır. Bandista’da herkes vokal yapıyor, herkes söylüyor. İyi müzik bilen insanlar olduğumuz iddiasında bulunabiliriz. 7 icracı müzikle çok uzun zamandır ilişkisi olan, profesyonel ya da profesyonelleşmeye karşı olarak müzik icra etmiş insanlar... Genel olarak şu anda ortaya koyduğumuz performanslarda bir tür virtüöziteden kaçınıyoruz. Yapamadığımızdan değil, politik bir tercih olarak bundan kaçındık.”
Bütün seslere açık
Bandista gezegende var olan bütün seslere açık bir grup. İlk albümlerinin bir manifesto niteliğinde olduğunu söylüyorlar ve toplumsal tarihin neresinde bulunduklarının açık ifadesi olduğunu belirtiyorlar. Albümde yer alan Avusturya İşçi Marşı’nın sözlerine gönderme yapıyorlar: Marşları icra ettik. ‘Anamız amale sınıfıdır, yurdumuz bütün cihandır bizim’.. Bu sözleri unutmak kolay değil. Bunu hatırlamadan başka bir şey yarattım demek mümkün değil. Çok değerli şarkılar, ezgiler ve sözler. Bir hatırlayalım, kendimize çekidüzen verelim. Ondan sonra tabii ki üretelim..”
Bandista “Senin Hikâyeni Anlatıyorlar” ya da bir başka çeviriyle “Anlatılan Senin Hikâyendir” albümünde bilinen marşların yanı sıra daha önce Türkçeye çevrilmemiş marşları da kendileri söz yazarak söylüyor: “Albümün belli bir tarzı yok. Hayatımızda biriktirdiğimiz seslerin toplamı. Roman müzikleri, Balkan, Güney Avrupa göçmen müzikleri, Krezmer, Afro, Karayib müziği. Göçmen müzik bu. Mülteci, yerleşik olmayan müzik. Biz de mülteciler düzeyinde güvencesiziz. Bu bizim kuşağımıza çarptı. Sigortalı, sendikalı güvenceli iş bulma şansı yok. Bir üniversite asistanının, bir gazetecinin, bir seks işçisinin, bir travestinin, bir mültecinin birbirinden farkı kalmamış durumda. Güvencesizleştirildiğimiz bir toplumun içerisinde yaşıyoruz ve hayatta kalabilmek için herkes, her şeyi yapmaya çalışıyor. Bizim müziğimiz de her şeye, her sesin katkısına açık bir müzik.”
‘BİR BAĞIMSIZ PAYLAŞIM ÜRÜNÜ’
Bandista adı bir ev sohbetinde ortaya çıkmış. Bando, haydut anlamına gelen bandit, Nikaragua’daki Sandinistler derken Bandista adına ulaşmışlar. Sonra da İtalyancada bir bandoda çalan bir müzisyene verilen ad olduğunu öğrenmişler. Albümü dayanışma ile kendi birikimlerini kullanarak ortaya çıkarmışlar. Albümün kayıtları için bir stüdyo kapılarını açmış, İtalya’dan yoldaşlık ilişkileri içinde bulundukları arkadaşları miks ve masteringleri yapmış: “Müzik endüstrisinin içinde bizi sınırlayan, sözlerimize karışan, müziğimize karışanların ötesinde, kültür endüstrisine alternatif olarak bir bağımsız paylaşım ürünü. Hem tarihe çok borcumuz var. Hem de tarihi borcumuzu ödemek için ve tarihi borçlandırmak için... Bunu yaparken kendimiz de borçlanmış olduk. ”
Kaynak. Hatice TUNCER/Karadeniz Umut Radyo |