Sosyalist Teori
Sosyalist Teori
Sosyalist Teori
   HomeAna Sayfa   Kontaktİletişim  ImpressumDuyurular  SitemapSite Haritası
 
 
Ana Menü
Anasayfa
Makaleler
Güncel Yazı - Yorum
Haberler - Duyurular
Söyleşiler
Kitap Tanıtımı
Bağlantılar
Görüntü Arşivi
Site İçi Arama
Bize Ulaşın

            

          




Ziyaretçi Sayısı
760422

 Pardus 2008



Kalbinden Bıçaklanan Kadınlar Ülkesi PDF Yazdır E-mail
Seda AYAZ A.   
Çarşamba, 28 Nisan 2010
Kelam, her kaleme ayrı yoldan konuyor. Bana önce uçuşarak öfke nöbetleri geliyor misal. Tepelerine tüneyen hiddetten harflerin gözü kararır gibi oluyor. Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde “bazı insanlar hakikatin ışığı kendilerinde mevcut olarak doğuyor” der. Kim karşı çıkabilir? Öte yandan kahir ekseriyetimiz, o türden bir ışığa sahip değiliz. Onun için, sözü hakikate yakın kılmak için, harflerin üzerlerindeki hiddetten silkinmesi gerekiyor. Öfkenin ayağını bir kere kaydırınca da arkası zaten geliyor. Asıl derdimizin çaresizlik olduğu ortaya çıkıveriyor.
Yazıya, mürekkebime hoyratlık bulaşmasın diye çabaladığımdan, böyle bir giriş yaptığımı varsaysın okur. Sözcüklerin, elleri bellerinde toplanıp “yolda yürürken, kafasına bavulla kadından sorumlu devlet bakanlığı düşmüş gibi davranan Selma hanımefendi” şeklinde dizilmemeleri için soluklandığımı düşünsün. Zira anladık, usul usul, tane tane, yılmadan, yeniden anlatmaktan başka yolu yok: Bu ülkede kadınlar, akıl almaz bir hızla öldürülüyor. Kocaları, babaları, ağabeyleri, her kimse soyisimlerinin muktedirleri, onlar tarafından çarçabuk yok ediliyorlar. Kendini hiçbir biçimde var edememiş erkekler, devletin hiçbir biçimde korumadığı kadınları hepimizin gözü önünde katlediyor. O kadınlar, arkalarında çocuklar ve hikâyeler bırakıyor. Kahramanına ne oluyorsa, içine kan karışmış hikâyeye de aynısı olur, toprağa düşer. Bir defa toprağa düşünce de, artık yalnız geride kalan çocukların değil, o topraklarda büyümüş bütün çocukların hikâyesi olur. Birkaç gün önce Gaziantep’te dört kardeş daha toplumsal hafızamıza, o unutuş konaklarımıza hikâyeleriyle geldi. Fazladan birer kol, birer bacak gibi ucubeliğimize eklemlendiler. Anne babaları üç yıl önce ayrıldığından beri yurtta kalan dört çocuk, yani halihazırda yeterince derde vakıf, o halleriyle bile fazla fazla kaybetmiş çocuklar, sonsuza dek yenildiler. Yurda, onları görmeye gelen babaları, çocuklarını özleyen annelerine tesadüf edince, babanın bıçağı anneye isabet etti. O kalp, 36 yaşındaki Meral Kaz’ın kalbiydi.

Bursa’daki Aysel Çalışır’ın kocası da elindeki bıçağı Aysel’in kalbine saplayıp iki yaşındaki kızlarını yerinden etti. Şimdi derin bir nefes alıp sormak istiyorum: Ağır hatıralarıyla tüy gibi çocuklarını emanet aldığımız, sayıları korkunç biçimde artan kadınların cenazelerinde bu ülkenin kadından sorumlu bakanı neden hiç bulunmaz? Tam da işlerin bütünüyle çığrından çıktığı şu dönemde, kişisel web sitesinde birbirinden neşeli fotoğraflarını gördüğümüz kadın bakan nasıl olur da oralı olmaz? “Eşcinsellik hastalıktır” buyurmaktan erotik sahnelerde irrite olmaya giden yolda nelerle karşılaşır? Burunları kesilen, yüzleri dağıtılan, sakat bırakılan kadınlara, kaçırmadığını söylediği Kurtlar Vadisi gibi Türk televizyonculuğunun şiddet üretmekte ulaştığı/ ustalaştığı en üst mertebeyi işaret eden noktadan mı bakar? Bakanlığı esnasında her gün bir kadın öldürülürken, artık kimsenin gülmediği parodilerdeki gibi bir gün reçel, bir gün turşu kavanozu açılışına mı koşturur? İşkenceci kocalarından şikayetçi olan kadınlar, bir de jandarma tarafından yumruklanırken tüm kalbimle soruyorum: İnsanın daha önemli ne işi olur? Basında yer alan haberlere göre bakanlık çoktan harekete geçti. Kadına karşı şiddetin önlenmesinde din görevlilerinin katkısının sağlanması projesi çerçevesinde Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı ile Diyanet İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanlığı arasında 12 Nisan’ da protokol imzalandı. Kocaları karılarını kıtır kıtır doğramasın diye din görevlilerinin vaazlarından yararlanılacak. Yararlanılsın elbet ancak haberin devamından anlıyoruz ki, Selma Aliye Kavaf bu yöndeki çalışmalarını meğer 2008’in ilk aylarında başlatmış. Bu ne sürat! Bu ne parlak buluş! 2008’in başından beri kaç kadın kezzap yemiş, kaçı şişlenmiş, kaçı öldürülmüş? Bakanın sitesinde bu türden verilere rastlamak mümkün değil. Yasaların yeterli olmadığından, toplumsal farkındalığın artırılmasının şart olduğundan bahsediyor Kavaf. Televizyonda öpüşen insanlardan rahatsızlık duyup bölüm başına bilmem kaç kişinin türlü metotlarla öldürüldüğü bir dizinin müptelası olduğunu alenen duyurmak, bilmem ne tür bir farkındalık yaratıyor? Bu ülkede eşcinsellerin de en az kadınlar kadar tehdit altında, şiddetle burun buruna yaşadığı gün gibi açıkken, onları yeniden nişan alınmaya müsait bir yerlerde konumlandırmak da farkındalık projesi kapsamında değerlendirilebilir mi? Hikâyesi, hikâyelerimize dahil olan çocukların farkına sade suya tirit farkındalık masallarıyla varılabilir mi? Üzerlerine mezar taşlarının gölgesi düşmüş çocuklara hakikatin ışığından başka verecek bir şeyimiz yokken, o ışığın böylesine uzağında nasıl kalınabilir?
 
 
Kaynak: Radikal
 
< Önceki   Sonraki >

Linie


Linie