| |
|
|
Güncel Yazı - Yorum
|
|
James Petras
|
|
Çarşamba, 12 Aralık 2007 |
 Her ne kadar oylama Venezüella’nın petrole bağımlılığından ve stratejik mali ve üretim sektörlerini kapitalist kontrolünden kurtarma çabalarına bir darbe idiyse de, ne meclisteki %80 çoğunluğu ne de Cumhurbaşkanlığı’nın yetkilerini değiştirmiyor. Bununla beraber, sağın kıl payı kazanması ona görünüşte güç, etki ve Başkan Chavez’in sosyoekonomik reformlarını raydan çıkarma ve hükümetini devirme ve/veya onu eski elit kuvvetlerle uzlaşmaya zorlama çabalarını hızlandırmasına olanak veriyor. Chavista hareketi ve muhalefet grupları içinde tartışmalar ve atışmalar başladı bile. Kesinlikle tartışılacak olan bir konu 2006 yılında Chavez’e oy veren 3 milyon seçmenin (Chavez o seçimi %63 oy ile kazandı) bu sefer referanduma niye katılmadığı olacak. Sağcıların oyları sadece 300,000 arttı, bu oyların sadece kışkırtılmış sağ kanat orta sınıf seçmenlerinden değil de düş kırıklığına uğramış Chavez seçmenlerinden geldiğini varsaysak bile, bu 2 milyon 700 bin seçmenin niye oylamaya katılmadığını açıklamıyor. |
|
Devamı...
|
|
|
Makaleler
|
|
Tarik Ali
|
|
Pazartesi, 10 Aralık 2007 |
|
Hugo Chavez’in referandumu az bir farkla kaybetmesi, taraftarlarının büyük ölçekli çekimserliklerinin sonucuydu. Seçmenlerin % 44’ü evlerinde oturdular. Neden? Öncelikle bunun gerekli bir referandum olduğunu ne anlamışlar ne de kabul etmişlerdi. Çalışma haftalarına ve diğer toplumsal reform önerilerine ilişkin düzenlemeler, mevcut parlamento tarafından rahatlıkla yasalaştırılabilirdi. Anahtar mesele, hükümetin başının (Avrupa’nın pek çok ülkesinde olduğu gibi) seçimine ilişkin sınırlandırmaların kaldırılması ve “sosyalist bir devlet”e yönelinmesi idi. Bu ikincisine ilişkin olarak halk tabanı düzeyinde yeterli münazara ve müzakere söz konusu olmadı. |
|
Devamı...
|
|
|
Güncel Yazı - Yorum
|
|
Kasım Akbaş
|
|
Salı, 13 Kasım 2007 |
|
Bazen -ama çok sık değil- söz gerçekle sınanır. Oysa söz; söylenmek, ifade etmek, belirtmek ya da vurgulamak içindir. Gerçekle sınandığı durumlarda söz katılır, somutlaşır, gerçeğin kendisi olacak sanılır. "Ölümüne sevmek"te olduğu gibi ya da "canını vermek"te... Dağlıca baskınında kaçırılan sekiz asker, tantanalı bir süreç eşliğinde teslim edildi. Onyıllardır biriktirilen ölüm kültürü nedeniyle, ölenlerin şehit olup arkalarına onbinleri taktıkları bu tarihsel kesitte "ölmeme hakları"nı kullanan bu sekiz gencin akıbetleri hakkındaki sorular, uzun süre sessizlikle geçiştirilmişti. Fakat onlar bir "gerçeklik" olarak vardılar ve ortaya çıktıklarında "keşke olmasalar"dı dendi. Adalet Bakanı, kurtulduklarına sevinemedi. Söz oyunu yapıp bu ifadesinden, Adalet Bakanı'nın ölen askerlere sevindiği gibi bir sonuç çıkartmayacağım. Bu çok yakışıksız olurdu. Başkalarının çocuklarının yaşamları üzerinden siyaset yapma edebi de bakanın kendi tercihidir. Buna dair söylenecekleri de Denizlili Piyade Er Fatih Atakul'un annesi Aynur Atakul söyledi zaten. |
|
Devamı...
|
|
|
Söyleşiler
|
|
IRNA - Vladimir Putin
|
|
Pazartesi, 12 Kasım 2007 |
|
ABBAS ALI HACI PERVANE: Bismillahirrahmanirrahim! Sayın Başkan, yoğun programınıza rağmen bu röportaj vermek için bize zaman ayırdığınız ve Rusya’nın uluslararası pozisyonu ile Rusya-İran arasındaki ikili ilişkiler hakkındaki sorularımızı yanıtlayacağınız için size minnettarız. Fazla zamanımız olmadığı için hemen sorularla başlayabilir miyiz? VLADIMIR PUTIN: Elbette. PARVANE: İran ve Rusya işbirliğini geliştirmek için birçok fırsata sahip iki dost komşu. Peki siz bugünkü durumu nasıl değerlendiriyorsunuz ve ileride nasıl bir gelecek öngörüyorsunuz? PUTIN: Rusya ve İran gerçekten dost komşulardır. Bizim uluslarımız yüzyıllar boyunca birbirlerinden etkilenmiş eski kültürlerin taşıyıcılarıdır. İyi ve dostane ilişkilerin kurulmasında uzun süren bir geleneğe sahip olmamız da bunda etkilidir. (...) |
|
Son Yenileme ( Pazartesi, 12 Kasım 2007 )
|
|
Devamı...
|
|
|
Güncel Yazı - Yorum
|
|
Yıldırım Türker
|
|
Pazartesi, 12 Kasım 2007 |
|
Bir süredir, devlet, elindeki berbat süngerle Sulukule'nin üstünden geçme hazırlıklarını hunharca sürdürüyor. Yıkımlar başladı çoktan. Bu memlekette ulu iftar sofralarında yeri olmayan, Ankara'dan hamili kart yakini bulunmayan, memleketin rutubetli bodrumunda doğmuş olan kimliği yaralıların üstünden aynı süngerle geçmeye yeminli Küçük Asya otoritesi, bu kez sessiz sedasız, 'Hayata Dönüş Operasyonu' tadında bir 'Proje' uyguluyor Sulukule'de. 'Kentsel Dönüşüm Projesi'. Elbette bu proje projelendirilirken oranın sakinine bir soru sorma tenezzülü fevkalâde bol geliyor bizim bostancıbaşına. Korhan Gümüş, dün Radikal İki'deki yazısında konuyu açık seçik tartmış. Öncelikle projenin kılıfı üstünde durmalı gerçekten de. Sözgelimi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu İnsan Hakları Konseyi'nin 18 Mayıs 2007 tarihli oturumu için özel raportörün bir uzmanla birlikte hazırladığı metinde Sulukule'de yapılacak kentsel dönüşüm projesinde insanların görüşlerinin alınmadığı, bölgedeki insanların yeni yapılacak konutları alma gücünün bulunmadığından söz ediliyor ya. Buna, elbette gecikmeli olarak gönderilen resmi cevaptaysa, "Halkın aktif katılımının sağlandığı, projenin bütün aşamalarında hak sahipleriyle düzenli müzakerelerin gerçekleştirildiği, danışma toplantıları ile geliştirildiği" iddia ediliyor. "Bu konutlar önce hak sahiplerine önerilecektir. |
|
Devamı...
|
|
|
Güncel Yazı - Yorum
|
|
Haluk Gerger
|
|
Cuma, 02 Kasım 2007 |
|
Operasyon senaryoları: Birinci senaryo, ABD Türkiye'ye icazet verir, Türkiye daha önce yaptığı gibi dağı taşı bombalar, gider. Ama bu Türkiye'deki düdüklü tenceredeki buharı almaya yetmez. Çünkü özellikle medyada, çok büyük bir kışkırtma var. İkinci senaryoda, ABD de kendi jetlerini gönderir, bu hava saldırısını birlikte yapabilirler. Ama bunun da yetmesi zor. Çünkü içerideki müthiş kışkırtmanın yarattığı dalgayı tatmin zor. Dolayısıyla bu iki senaryo da anlamsız kalacak; daha büyük sorunlara yol açacak. Çünkü bunlarla ne PKK biter, ne de Kürt sorunu ortadan kalkar. Felaket senaryosu: ABD taraflardan birini seçmek istemiyor. Irak, Irak'taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve Türkiye arasında açık bir tercih yapmak istemiyor. Olaylar ABD'yi de aşıyor. Bu durumda kötü senaryo şöyle gerçekleşebilir: Türkiye Irak'a kalıcı bir operasyon yapar. Bu operasyon mutlaka iç savaşa dönüşme tehlikesi içeren bir iç operasyonla birlikte olur. İç-dış savaş diyalektik bütünlüğü ortaya çıkar. İşte bu andan sonra ne olacağını bilemeyiz. |
|
Devamı...
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 43 - 63 toplam 309 | |


|
|
|