Genel Sağlık Sigortası Bu Ülke Halkına ve Çalışanlara Ne Getirecek?
Sağlık Emekçileri Sendikası   
Cumartesi, 15 Nisan 2006

     Hemen her gün kamuoyunda sağlık skandalları adı altında olaylar, uzayan kuyruklar, para yokluğundan  tedavi olamayan yurttaşlar için açılan yardım kampanyaları gibi haberlerle karşılaşmaktayız. Biz sağlık çalışanları ise en ufak bir olayda sorumlu olarak işaret edilip sistemden kaynaklı sorunların üstünün örtülme aracı olarak görülüyoruz. Ülkemiz  mevcut sağlık sorunlarını, sağlık hizmeti sunumuna bakışı, bu aşamaya gelişi irdelemeden tek başına Genel Sağlık Sigortası Modelini masaya yatırmak eksik bir değerlendirme olacaktır.

 

     1980 sonrası uygulanan neo-liberal politikaların sağlık alanına yansımaları çok daha hızlı olmuştur. Özellikle 80’den sonra kamu sağlık sektörüne kaynak aktarımı azalmış, özel sağlık sektörü kredilerle desteklenmiştir. Ana başlıklar altında sağlık alanında yaşananlar ve sonuçları  kısaca şöyledir;

     Genel bütçeden Sağlık Bakanlığına ayrılan pay son yıllarda % 3-4 arasında seyretmiştir. Oysa Dünya Sağlık Örgütü Türkiye gibi ülkeler için en az %10’luk bir oran önermektedir .Genel Bütçeden Sağlık Bakanlığına ayrılan pay açısından Türkiye Avrupa ülkeleri arasında en sonda, kendi gelir grubundaki ülkeler içinde en düşük kaynak ayıran ülkeler arasındadır.

     1980 sonrası, Sağlık yatırımları sınırlandırılmış, Kamu Sağlık hizmetlerinin genişlemesi durdurulmuş, daha sonra da çökertilmiştir. Yatırımların giderek azalmasının toplum açısından anlamı, yetersiz olan kamu sağlık hizmetlerinin daralması, kuyrukların oluşması, hizmete ulaşamamadır. Ülkemizde 10000 kişiye düşen  yatak sayısı 1999’da 23.3’tür. Oysa bu rakam ABD’de 53, Arjantin’de 48, Fransa’da 93, Türkmenistan’da 113…vb, dünya ortalaması da 36’dır. Bu oran ülkemizde bölgeler arasında da eşitsiz olarak dağılım seyretmektedir. Örn; Karaman, Şanlıurfa, Adıyaman, Mardin, Şırnak, Osmaniye, Batman, Muş, Ağrı, Hakkari’de 10’un altında, İzmir, İstanbul, Isparta, Burdur, Sivas, Elazığ, Zonguldak, Trabzon gibi illerde ise 25’in üzerindedir. Koruyucu sağlık hizmetleri sunumunun yapıldığı sağlık ocaklarının dağılımı ve sağlık personeli doluluk oranında da eşitsizlikler mevcuttur. 6500 sağlık ocağından 785’inde doktor bulunmamaktadır. Ebe bulunmayan sağlık evi sayısı ise 8836’dır. (2002 Sağlık Bakanlığı istatistikleri)

      Koruyucu Sağlık Hizmetleri hastalık oluşmadan engellemeyi ve kişiyi yaşadığı çevre ile birlikte değerlendirmeyi (kanalizasyon, su, hava kirliliği… gibi) hedefler ve maliyeti hasta olanı tedavi etmeye yönelik sağlık hizmeti sunumundan daha düşüktür. Bir sağlık sisteminin hedefi; hasta olduktan sonra tedavi değil, yurttaşlarını hastalandırmamayı ve sağlıklı bir toplum oluşturmak olmalıdır. Bu da koruyucu sağlık hizmetlerine önem vermeyi ve yatırım yapmayı gerektirir. Ülkemizde 1961’de çıkarılan 224 sayılı Sosyalizasyon Yasası ile böyle bir model hedef alınmış, yurdun dört bir yanına 3000 kişiye sağlık ocağı,1000 kişiye sağlık evi yapılmaya çalışılmış, ancak bu yatırımlar 1980’lerden bugüne kadar azalan bir seyir izlemiştir. Sağlık Bakanlığı harcamaları içinde koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılan pay 1992’de  %7,2 iken son yıllarda  %1’lere düşmüştür. Ücretsiz sunulması gereken bu hizmetlerin bir kısmı ücretlendirilmiş, AKP hükümetiyle birlikte; sağlık ocaklarına yazar kasalar yerleştirilmiş, en son Torba yasa olarak adlandırılan yasa ile aşılar dahil tüm koruyucu hizmetler paralı hale getirilmek için yetki alınmıştır. (Sağlık Ocaklarındaki personel oranı 1999-2003 arasında azalan bir seyir izlemiştir. Örneğin: 1999’da kent sağlık ocaklarının hekim doluluk oranı %78.2 iken, 2003’te %50.13’e, kır sağlık ocaklarında %59.7’den %26.94’e, sağlık memuru oranı ise kentte %63.7, kırda %31.4 iken 2003 yılında kent  sağlık ocaklarında %31.2, kırda %9.5’a düşmüştür.) Ülkelerin gelişmişlik seviyesinin ölçütlerinden birisi de o ülkedeki bebek ölüm hızı (BÖH) oranlarıdır. Ülkemiz;  bebek ölüm hızında  komşu ülkeler arasında Irak hariç, binde 36 ile en yüksek oranı taşımakta, dolayısıyla  en çok bebeği ölen ülke konumundadır. Aynı konum 5 yaş altı çocuklar için de geçerlidir.Bu ölümlerin bir çoğu önlenebilir hastalıklardan gerçekleşmektedir. İşte bu yüzden  aşıların  ücretlendirilmesi bebek  ve yetişkin ölümlerinin artışını sağlayacak bir politika olarak karşımızda durmaktadır. İşsizliğin, yoksulluğun her geçen gün arttığı ülke koşullarında vatandaş; sağlık hizmetlerine ulaşamamakta, kır-kent, doğu-batı, zengin-yoksul arsında eşitsizlikler hat safhadadır. Sağlık politikaları hasta merkezli, hizmet sunumu ise hekim merkezlidir Oysa çağdaş sağlık anlayışı sağlık memuru, hemşiresiyle, hizmetlisiyle ekip hizmetine dayanır. Kamu sağlık hizmetlerine kaynak aktarmak yerine, sevkler, teşviklerle, ilaç ihaleleri ile kamu kaynakları özel sektöre akıtılmaktadır. Mevcut durumda  Sağlık alanında gerçekten bir reforma ihtiyaç vardır.

GENEL SAĞLIK SİGORTASI İSE BU DERDE DEVA OLACAK BİR MODEL DEĞİLDİR. İTALYA, PORTEKİZ, YUNANİSTAN, İSPANYA GİBİ AVRUPA ÜLKELERİ DAHİL DÜNYADAKİ BİRÇOK ÜLKE,  TÜM NÜFUSU KAPSAMADIĞI, PAHALI OLDUĞU GEREKÇELERİYLE BU MODELDEN VAZGEÇERKEN  AKP HÜKÜMETİ ISRARLA BU MODELE GEÇMEK İSTEMEKTEDİR.

Genel Sağlık Sigortası ve Aile Hekimliği modeli ile;

Sağlık hizmetlerinden yararlanmak için %12,5 prim ödeme şartı getirilmekte, prim ödemeyen sağlık hizmetlerinden yararlanamamaktadır. Prim ödeme alt sınırı  aylık  asgari ücret (488 YTL), üst sınır ise alt sınırın 6,5 katı (3.176YTL) olarak öngörülüyor. Asgari ücretin altında kazananlar asgari ücret üzerinden, aylık 3.176’nın üzerinde kazananlar da üst sınır üzerinden prim ödeyecektir. Dolayısıyla daha yüksek gelir grupları korunmaktadır. Aylık kazancı asgari ücretin 1/3’ünden az olanların (116 YTL) primini devletin ödemesi  öngörülüyor. Yoksulluk sınırı ve  açlık sınırı göz ardı edilerek düşük gelirliler prim kapsamına alınıyor.

EK VERGİ; SAĞLIK VERGİSİ

Ödenilen primle bütün sağlık hizmetlerinden yararlanılamayacak, Yasa Taslağına göre ‘belirlenmiş’ sağlık hizmetlerinden yararlanılabilecek. Belirlenen hizmetler dışındaki hizmetlere ihtiyaç duyulursa cepten ödeme yada özel sağlık sigortacılığı işaret edilmektedir. Bütün bunların yanında;

Ayaktan tedavilerde 2 YTL, ayakta tedavide sağlanan ortez, protez, iyileştirme cihazları %10-20, ayaktan veya yatarak sağlanan diğer sağlık hizmetleri %1, hizmetten yararlanıldığı anda ödeme koşulu ile katılım payı ödeme zorunluluğu getirilmektedir. Bu koşullar 116 YTL’ nin altında kazancı olanlar için de  geçerlidir.

KATILIM PAYI

Sağlık hizmetinden yararlanmayı hak etmek için 90 gün prim ödeme şartı getirilmektedir. Yasa çıkmadan uygulamaları başlamıştır. Örn; Denizli’de sözleşmeli olarak işe başlayan bir öğretmen 90 günü doldurmasına çok az süre kaldığı halde sağlık hizmetlerinden yararlanamayıp hayatını kaybetmiştir.

Bu Modelle üç Sosyal Güvenlik Kuruluşu birleştirilmektedir. (Emekli Sandığı, Bağ-Kur, SSK) Sağlık hizmeti sunumundan elini çeken devlet; bu işi Kamu İhale Kanunu dışında bırakarak suistimale açık hale getirdiği Hizmet Satın Alma sözleşmeleri yapılan sağlık kuruluşlarına  bırakmaktadır. Böylelikle Kamu Sağlık Kuruluşları Kamu Yönetimi Temel Kanunu ile de işaret edilmiş olduğu üzere devredilerek işletme haline getirilmektedir.

Aile Hekimliği Modeli ise; sağlık ocaklarının yerine ikame edilmeye çalışılmakta olup, kısaca  muayenehanecilik sistemi(!) olarak tanımlanabilir. Olumlu Rekabet koşulları ve  hekim seçme özgürlüğü adı altında getirilmek istenen bu model, ülkedeki toplam sağlık harcamalarını yükseltecektir. Her muayenehanenin ultrasonografi, EKG cihazı, bir takım laboratuar malzemeleri ile donatılması tıbbi teknoloji kullanımını arttıracaktır. Çünkü; olumlu rekabet hasta memnuniyetine Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın ifade ettiği üzere “müşteri memnuniyetine” dayanır. Ülkemizde halkın sağlık kuruluşlarından memnuniyet kriterlerinin başında; istenilen  ilacın yazılması, bol tetkik yapılması (gerekli olmasa dahi), otelcilik hizmetleri gibi kıstaslar gelmektedir. Sözleşmeli çalışan hekim ‘müşteriyi’ memnun edemediğinde seçilmeyecek, dolayısıyla listesinde kayıtlı hasta sayısı  belli bir rakamın altına düştüğünde  sözleşmesi fesh edilecektir. Peki böyle bir sistemde tıbbi gereklilik ve etik değerler nereye yerleştirilebilir?  Ayrıca bu model zaman içinde marketler zinciri gibi muayenehane ve poliklinik zincir sistemine geçişi getirebilecektir.

 

Bütün bunları ülke gerçekleri üzerinden değerlendirdiğimizde;

v     DİE’nin 2004 yılı verilerine göre istihdam edilen 21 milyon 791 bin kişinin %53’ü kayıt dışı çalışıyor. Gelirleri belli olmayan bu kişilerin primleri neye göre belirlenecek ve nasıl toplanacaktır? Tüm nüfusu kapsayacağı iddia edilen bu modelin ülke koşullarında  kapsayıcı  olması oldukça zor gözükmektedir.

v     Yoksulluk sınırının 1597, açlık sınırının ise 526 YTL olduğu, ülke nüfusunun DİE verilerine göre ¾’ünün  yoksulluk sınırı altında yaşadığı  bilinmektedir. İşsizlik üst boyutlara tırmanmıştır. Yeşil kart almak için insanlarımız, primlerini  ve katkı paylarını hangi kazançla ödeyebilecektir? Prim veya katılım payını  ödeyemeyip Bulgaristan’da olduğu gibi sağlık kuruluşuna danışmadan bilinçsiz ilaç kullanımı tercih edilebilecek bu da ilaç tekellerinin işine yarayacaktır. Böylelikle de toplam sağlık harcamalarını arttıran bir etmen daha ortaya çıkacaktır.

Türkiye’de sağlıkta dönen para ortalama yıllık 10 milyar dolardır. IMF, DB’nın talebi sağlıkta dönen paranın 3’e, 4’e katlanmasıdır. GSS ve Aile Hekimliği Modeli ise bu amaç için biçilmiş kaftandır.Türkiye’de kişi başına düşen sağlık harcaması 150-170 dolar arasındadır. ABD’de kişi başı sağlık harcaması 4000 dolar civarında olmasına karşın doğumda beklenen yaşam beklentisi açısından en kötü ülkeler arasında yer almakta, nüfusun 1/3’ü sağlık hizmetlerine ulaşamamaktadır. Kişi başına sağlık harcamasının 100 dolar olduğu Küba ve Kostarika gibi ülkeler ise sağlık göstergelerinin iyi olduğu ilk 30 ülke arasında yer almakta ve herkes sağlık güvencesi altında bulunmaktadır.

Genel Sağlık Sigortası Modeli sağlığın hak olmaktan çıkarıldığı, ticari bir mal haline getirildiği, çalışanların iş güvencesinin ortadan kaldırıldığı, iş barışının bozulduğu  sistemin adıdır. GSS, Vergisini ödeyen yurttaştan, sağlık hizmetlerinden yararlanmak için İKİNCİ BİR VERGİ  almanın, devletin sağlık hizmeti sunumu ve finansmanından çekilip, denetlemenin de yer yer şirketlere bırakılarak halkın sağlık hakkının gasp edilmesinin  diğer adıdır.

Bu Model Doğu Avrupa Ülkelerinde uygulanmaktadır.(Arnavutluk, Bulgaristan, Çekoslavakya, Macaristan, Polonya, Azerbeycan, Litvanya… vb ülkeler)  Bu uygulamadan sonra; doğumda  yaşam beklentisi düşmüş, uluslar arası şirketler ülkeye akın etmiş, özelleştirmeler sonucu yolsuzluklar ortaya çıkmış, halk sağlık hizmetine erişmede sıkıntılar yaşamış, ilaç kullanımı artmış, sağlık çalışanlarının çalışma saatleri belirsizleşmiş, iş güvencesiz, sözleşmeli, sendikasız çalıştırılmıştır. 


Bu yazı www.ses.org.tr'den alınmıştır.

Son Yenileme ( Pazar, 16 Nisan 2006 )